İçeriğe geç

Dünyada ilk düzenli orduyu kim kurdu ?

Dünyada İlk Düzenli Orduyu Kim Kurdu? Toplumsal Düzen, İktidar ve Meşruiyet Bağlamında Bir İnceleme

Toplumların doğasında, tarihsel süreç içerisinde yerleşen iki temel unsur her zaman var olmuştur: güç ilişkileri ve düzenin sağlanması. Bu iki unsur, aslında her yönüyle toplumsal yapının inşasında belirleyici rol oynamıştır. Hem devletin varlığı hem de onun süregeldiği sosyal yapının şekillenmesinde, her iki unsurun birbirine eklemlenmesi kaçınılmaz olmuştur.

Güç, sadece egemenlerin ellerinde bulunan bir araç değildir; halkın bu güce katılımı ve meşruiyet sağlanarak belirli kurallar çerçevesinde bu gücün kullanılması gereklidir. Ortaçağ’dan günümüze kadar siyasi tarih, iktidarın temellerini atarken çoğu zaman bu ilişkiyi şekillendirmiştir. Bir ordu kurmak, sadece askeri bir yapı oluşturmak değil; aynı zamanda toplumsal düzenin, iktidarın ve devletin güç temellerinin sağlamlaştırılması anlamına gelir.

Bundan yola çıkarak, “Dünyada ilk düzenli orduyu kim kurdu?” sorusu sadece bir askeri sorudan çok daha fazlasını içeriyor. Bu soru, tarihsel ve toplumsal yapılar üzerindeki ideolojik ve politik inşaları anlamaya yönelik bir araç haline gelir. Ordu ve devlet, toplumları disipline etmek, halkı iktidara karşı duyarlı hale getirmek ve aynı zamanda belirli bir ideolojik çerçeveye sokmak için kullanılmıştır.
Güç İlişkileri ve Toplumsal Düzen

Tarihi bir bakış açısıyla, ordu kurma meselesi çoğunlukla devleti oluşturan bir mekanizma olarak ele alınmıştır. Orduyu, devletin merkezî gücünün dışarıya ve içeriye karşı sağladığı savunma unsuru olarak görmek mümkündür. Ancak burada önemli bir nokta, ordunun toplum üzerinde nasıl bir etki yaratacağıdır. Çünkü ordu sadece dış tehditlere karşı değil, aynı zamanda iç düzenin sağlanmasında da kritik bir rol oynamaktadır. Bu noktada, ordunun gücü ve meşruiyeti arasında kurulan ilişkiyi incelemek önemlidir.

Meşruiyet, bir devletin ya da ordunun halk tarafından kabul edilmesi, meşru kabul edilmesidir. Bugün demokratik toplumlarda bu meşruiyet, seçimlerle sağlanan halk iradesine dayanmaktadır. Ancak antik zamanlarda ve Ortaçağ’da, bu meşruiyet genellikle egemen sınıfın ya da monarşinin tanıdığı otorite ile şekillenmiştir. Sonuç olarak, ordu yalnızca devletin dış düşmanlarına karşı değil, iç toplumu düzenli bir biçimde kontrol etme amacını gütmektedir.
İlk Düzenli Ordu ve İktidar

Düzenli ordu, terim olarak aslında “disiplinli, eğitimli ve organize bir ordu”yu ifade eder. Ancak düzenli orduların ilk örnekleri, büyük ihtimalle Mezopotamya, Mısır ve Asya’da ortaya çıkmıştır. Bu ilk orduların kurucuları genellikle, toplumları bir arada tutmak isteyen güçlü liderler olmuştur. Örneğin, antik Mısır’da Firavunlar, Babil’de ise Hammurabi, ilk düzenli orduyu kurarak güçlerini pekiştirmiştir.

Ancak “ilk düzenli orduyu kim kurdu?” sorusuna verilecek yanıt, yalnızca tek bir kişiyle ya da devletle sınırlı kalmamaktadır. Tarihteki ilk düzenli ordular, sıklıkla hükümdarların iktidarını pekiştiren ve toplumsal düzeni sağlayan bir araç olarak görülmüştür. İlk örneklerden biri, MÖ 6. yüzyılda Pers İmparatorluğu’nun kurucusu I. Darius’tur. Darius, Pers İmparatorluğu’nda çok güçlü bir ordu yapısı kurarak, hem dış hem de iç düşmanlara karşı hükümetin denetimini sağlamıştır. Ancak, Darius’un orduyu kurma amacı, sadece dışa karşı savunma yapmak değil, aynı zamanda kendi içindeki iktidar ilişkilerini de pekiştirmektir.
İdeolojiler, Kurumlar ve Meşruiyet

Düzenli ordu kurmak, aynı zamanda bir ideolojik ve kurumsal inşa sürecidir. Ordu, genellikle monarşik ya da imparatorluk tipi yönetimlerde, iktidarın merkezileşmesini sağlamada kullanılan bir enstrümandır. Bu bağlamda, ordunun meşruiyeti, toplumun kendi iktidarına ve hükümetine olan güvenine bağlıdır. Toplumlar, bu meşruiyeti kabul ettiğinde, orduyu hem iç hem de dış tehditlere karşı koruyucu bir mekanizma olarak görürler.

Ancak bu durum her zaman böyle midir? Bugün, örneğin gelişmiş demokratik ülkelerde ordunun rolü değişmiştir. Modern devletlerde ordu, siyasi iktidara karşı bir tehdit olmaktan ziyade, devletin dış savunma yükümlülüğünü yerine getiren bir kurum haline gelmiştir. Yine de bu kurum, siyasetin ve ideolojilerin etkisi altında şekillenmektedir. Ordu, bazen iç siyasetteki güç dengelerini değiştirecek kadar güçlü bir aktör olabilir.
Katılım ve Demokrasi

Bugün, ordular genellikle katılımcı demokrasi çerçevesinde halk tarafından denetlenir. Ancak, ordunun kuruluşunun tarihsel süreçteki rolü, halkın katılımı ve orduyu denetleme hakkının her zaman var olmadığı gerçeğiyle çelişir. Geçmişte halkın çoğunluğu, orduya katılım ya da ordunun gücüne dair kararlar alabilme yeteneğinden yoksundu.

Bir başka deyişle, bir ordu kurmak sadece dışarıdan gelecek tehditlere karşı değil, toplumun kendi içindeki güç ilişkilerini düzenlemek amacıyla da kullanılır. Ordu, devletin sosyal sözleşmesinin bir parçası olarak, bu güç ilişkilerinin bir arada tutulmasına yardımcı olur. Modern demokrasilerde ordunun gücü genellikle denetlenebilirken, geçmişte bu denetim hemen hemen yoktu.

Bugün orduların gücü, özellikle de askeri darbelere karşı olan toplumların, iktidarın meşruiyetini sorgulayan yapılarıyla bağlantılıdır. Demokrasilerin en temel özelliği, ordunun siyasi yapıyı tehdit etmeyen bir pozisyonda tutulmasıdır. Ancak bu durum, tarihsel olarak her zaman böyle olmamıştır.
Sonuç ve Değerlendirme

Sonuç olarak, düzenli orduların kurucusu olarak tanımlanacak ilk kişi, aslında birçok tarihsel aktörden bir birleşimdir. Darius, Roma İmparatorluğu’nun askeri yapısı, Napolyon Bonapart gibi figürler, tarihsel süreçte orduları sadece savunma amaçlı değil, aynı zamanda iktidarlarını pekiştirmek için de kullanmışlardır. Günümüzde ise ordu, toplumsal düzenin ve demokratik yapının bir parçası olarak yeniden şekillenmiştir.

Peki, bu tarihsel süreçte ordu ve iktidar ilişkisi sadece hükümdarların mı işine gelmiştir? Ordu, gerçekten toplumların en büyük savunma aracı mıdır, yoksa toplumların özgürlük ve katılımını tehdit eden bir yapı mıdır? Bu sorular, günümüz politik yapılarında hâlâ geçerliliğini korumaktadır.

Bundan sonrası için, orduların demokratik denetim altında tutulması gerektiği kesin gibi görünse de, tarihsel bir bakış açısıyla bu ilişkinin ne kadar güvenli ve adil olduğu sorusu hala yanıtlanmamış bir sorudur.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
hiltonbet yeni giriştulipbet