Asyalab olarak Kimi filmin konusu konusundaki bu yazıyı beğendiğinizi umuyoruz.
Kimi filminin konusu: Teknoloji, kültür ve görünmeyen ilişkiler
Hoş geldiniz! Asyalab ekibi olarak Kimi filmin konusu hakkında güncel ve faydalı bilgiler aktarıyoruz.
Kültürlerin çeşitliliğini keşfetmeye başladığımızda, gündelik hayatın en sıradan görünen nesnelerinin bile aslında toplum hakkında çok şey söylediğini fark ederiz. Bir ev, bir telefon, sofradaki yemek ya da konuşmayı algılayan akıllı bir cihaz… Hepsi insanların birbirleriyle kurduğu ilişkileri, güven anlayışını ve dünyayı anlamlandırma biçimlerini yansıtır. Steven Soderbergh’in 2022 yapımı Kimi filmi de tam bu noktadan hareketle teknoloji çağının insan ilişkilerini sorgulayan bir gerilim anlatısı kurar. JustWatch+1
Kimi filminin konusu nedir?
Filmin merkezinde Seattle’da yaşayan Angela Childs vardır. Agorafobi nedeniyle büyük ölçüde evinden çıkmayan Angela, teknoloji şirketi Amygdala’da Kimi adlı akıllı ses cihazının kullanıcı kayıtlarını incelemekte ve ses tanıma sisteminin hatalarını düzeltmektedir. Kimi, kullanıcıların gündelik konuşmalarını algılayan ve gerektiğinde insan çalışanların müdahalesiyle geliştirilen bir teknolojidir. Roger Ebert
Angela bir gün sıradan bir ses kaydını incelerken bir kadına yönelik şiddetin izlerini fark eder. Kayıt, kısa süre içinde onun için yalnızca teknolojik bir veri olmaktan çıkar; gerçek bir insanın hayatına açılan bir pencereye dönüşür. Şirket yöneticilerinin olayı büyütmek istememesi üzerine Angela gerçeğin peşine düşer ve bunun için güvenli bulduğu evinden çıkmak zorunda kalır. David Bordwell
Burada film, basit bir suç hikâyesinden daha fazlasını anlatmaya başlar: Kim dinleme hakkına sahiptir, kimin sesi ciddiye alınır ve teknoloji kimin çıkarına hizmet eder?
Kimi filminin konusu? kültürel görelilik açısından teknoloji
Antropolojik açıdan filmin en ilginç taraflarından biri, teknolojinin yalnızca teknik bir araç olarak ele alınmamasıdır. Kimi, modern toplumun gündelik yaşam ritüellerinin içine yerleşmiştir. İnsanlar cihazla konuşur, ona soru sorar, alışveriş yaptırır ve kimi zaman onu neredeyse evin bir üyesi gibi konumlandırır.
Bu durum farklı kültürlerde nesnelerle kurulan ilişkileri hatırlatır. Japonya’daki robotlarla ilgili popüler kültürel tasarımlardan Amazon topluluklarında doğayla kurulan karşılıklı ilişkilere kadar insanlar, insan olmayan varlıklara farklı anlamlar yükleyebilir. Antropolojinin kültürel görelilik yaklaşımı burada önem kazanır: Bir teknolojiyi yalnızca kendi alışkanlıklarımız üzerinden değerlendirmek yerine, farklı toplumların teknoloji, mahremiyet ve insanlık anlayışlarının nasıl değişebileceğini düşünmek gerekir.
Benzer biçimde, saha çalışmalarında antropologların gündelik pratiklere odaklanması, teknolojinin yalnızca “kullanılan” bir araç olmadığını gösterir. Teknoloji aynı zamanda davranışları, zaman kullanımını ve sosyal ilişkileri yeniden biçimlendirir.
Ritüeller ve evin dönüşümü
Angela’nın dairesi filmin önemli sembollerinden biridir. Ev onun için güvenli alan, çalışma mekânı, sosyal çevre ve sığınaktır. Pandemiyle birlikte bu sınırlar daha da belirginleşir. Çalışmak, dinlenmek, iletişim kurmak ve dünyayı izlemek aynı mekânda gerçekleşir. New University
Antropolojik açıdan ev yalnızca fiziksel bir yapı değildir. Yemek yemek, misafir ağırlamak, temizlik yapmak veya sabah işe hazırlanmak gibi davranışlar kültürel ritüeller oluşturur. Angela’nın teknolojiyle çevrili yaşamında bu ritüeller dijitalleşmiştir.
Bir an için kendi evimdeki küçük rutinleri düşündüğümde, telefonuma bakarak güne başlamanın bile nasıl otomatikleştiğini fark ediyorum. Kimi’nin rahatsız edici tarafı da burada ortaya çıkıyor: Teknoloji hayatımıza bir anda girmiyor; küçük ritüeller aracılığıyla yavaşça yerleşiyor.
Akrabalık, yakınlık ve kimlik
Filmde geleneksel akrabalık yapıları merkezde değildir; ancak bu durum modern toplumdaki “yakınlık” kavramını tartışmak için güçlü bir fırsat yaratır. Angela’nın annesiyle görüntülü görüşmesi, komşusu Terry ile ilişkisi ve iş arkadaşlarıyla dijital iletişimi, fiziksel mesafenin sosyal bağı tamamen ortadan kaldırmadığını gösterir.
Antropolojik çalışmalar, akrabalığın yalnızca kan bağıyla kurulmadığını uzun zamandır ortaya koyar. Antropolog Bronisław Malinowski’nin Trobriand Adaları üzerine çalışmaları, akrabalığın ekonomik alışveriş ve toplumsal yükümlülüklerle nasıl iç içe geçtiğini göstermiştir. David Schneider ise akrabalığın kültürden kültüre farklı anlamlar taşıdığını vurgulamıştır.
Kimi’de de benzer bir soru vardır: Bir insanla gerçekten yakın olmak ne demektir? Aynı odada bulunmak mı, sürekli iletişim kurmak mı, yoksa birbirinin sesini duyabilmek mi?
Ekonomik sistemler: Veri yeni emek biçimi mi?
Filmin en güçlü antropolojik okumalarından biri ekonomi üzerinden yapılabilir. Angela’nın yaptığı iş, yapay zekânın “zekâsını” geliştiren görünmez insan emeğine dayanır. Kimi teknolojik olarak otomatik görünse de arka planda insanların konuşmaları dinlemesi, hataları düzeltmesi ve sistemi eğitmesi gerekir. Roger Ebert
Bu durum çağdaş kapitalizmin görünmeyen emek biçimlerini hatırlatır. Kullanıcılar veri üretirken çalışanlar bu verileri anlamlandırır; şirket ise ortaya çıkan teknolojik değeri ekonomik kazanca dönüştürür.
Şirketin yaklaşan halka arzını korumak istemesi de ekonomik çıkar ile etik sorumluluk arasındaki gerilimi görünür kılar. Vikipedi
Ses, sembol ve iktidar
Filmde “ses” yalnızca iletişim aracı değildir; aynı zamanda bir kimlik ve güç sembolüdür. Angela’nın duyduğu ses, şirketin görmezden gelmek istediği bir gerçeği görünür kılar.
Burada antropolojik açıdan önemli bir soru ortaya çıkar: Kimin anlatısı bilgi kabul edilir?
Kadının sesinin duyulmaması ile Angela’nın uyarılarının şirket tarafından küçümsenmesi arasında güçlü bir paralellik vardır. Böylece film teknoloji, toplumsal cinsiyet ve iktidar ilişkilerini aynı zeminde buluşturur.
Başka kültürlere bakmanın yolu
Bu nedenle filmi yalnızca “teknoloji bizi gözetliyor” şeklinde okumak eksik kalır. Asıl mesele, insanların teknolojiyi hangi değerler, ekonomik düzenler ve sosyal ilişkiler içinde kullandığıdır.
Kimi’nin sonunda Angela’nın dışarı çıkması yalnızca fiziksel bir hareket değildir. Kendi sınırlarını, korkularını ve toplumla kurduğu ilişkiyi yeniden tanımlamasıdır. Belki de filmin en insani mesajı burada saklıdır: Başkasının sesini gerçekten duyabilmek için bazen kendi güvenli alanımızdan çıkmamız gerekir.