Bir Çin Atasözü Ne Demiş? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Açısından İnceleme
Bir Çin atasözü var: “Bir insanın gücü, başkalarına duyduğu saygıda yatar.” Bu söz, aslında çok derin bir anlam taşıyor. Ancak, tam olarak neyi ifade ettiği ve nasıl bir toplumsal yansıması olduğu konusunda farklı bakış açıları ortaya çıkabiliyor. Toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet gibi kavramlarla birleştirildiğinde, bu atasözü, insanların birbirine saygı gösterdiği bir dünyada daha güçlü bir toplum inşa edebileceğimiz mesajını veriyor. Peki, bu atasözü günümüz dünyasında nasıl bir anlam kazanıyor? İster İstanbul sokaklarında yürürken, ister işyerinde, ister toplu taşımada gözlemlediğimiz sahnelerde ne gibi etkiler yaratıyor?
Saygı ve Toplumsal Cinsiyet: Herkesin Eşit Olması Gerektiği Bir Dünyada
Günümüzde toplumsal cinsiyet eşitliği, neredeyse her konuşmanın, her tartışmanın önemli bir parçası. Ama hala toplumsal cinsiyetle ilgili bir sürü sorunla karşılaşıyoruz. İstanbul’un yoğun sokaklarında yürürken bile kadın ve erkeklerin nasıl farklı muamele gördüğünü gözlemlemek zor olmuyor. Mesela, bir kadın yürürken, bir grup adamın ona bakışları… Ya da toplu taşımada bir kadının güvenliğini hissetmemesi. Oysa “Bir insanın gücü, başkalarına duyduğu saygıda yatar” sözü tam da bu tür anlarda devreye giriyor. Kadınların, erkeklerin ya da diğer kimliklerin toplumsal yaşamda eşit saygıyı görmesi gerektiğini vurguluyor.
Bir gün iş çıkışı bir otobüste yer bulamadım. Kalabalıkta sıkıştım, ama gözüme takılan şey, yanımda oturan adamın kadına yönelik tavrıydı. Kadın, zayıf ve yaşlı olduğu halde, adam ona hiç yer vermedi. Hemen o an, Çin atasözündeki “saygı” kelimesi kafamda çalmaya başladı. Eğer toplumda saygı olsaydı, o adam belki de o kadına yer verecekti. Toplumsal cinsiyetin etkileri işte burada devreye giriyor. Kadınlara saygı duymadığımız bir toplumda, eşitlikten bahsetmek zor oluyor.
Çeşitlilik ve Toplumun Gücü: Farklılıkların Zenginliği
“Bir insanın gücü, başkalarına duyduğu saygıda yatar” atasözündeki başka bir derin anlam da, çeşitliliğe duyulan saygıdır. Farklı kültürler, ırklar, dinler ve kimlikler, bir toplumun güçlü olmasının temel taşlarıdır. Ancak bu çeşitlilik çoğu zaman tehdit gibi algılanabiliyor. Oysa saygı, bu çeşitliliğin en büyük zenginlik olduğunu kabul etmeyi gerektiriyor. İstanbul’da yaşarken, her gün sayısız kültür, inanç ve kimlikten insanla karşılaşıyoruz. Ama hâlâ bazen bu farklılıklar, kaygı ve korku yaratabiliyor. Mesela, bir akşam Beyoğlu’nda yürürken, yanımdan geçen bir grup yabancı uyruklu insanın bakışları beni rahatsız etti. Neden rahatsız oldum? Çünkü genellikle çeşitliliği kabul etmek, saygı göstermek yerine, onu dışlayan bir bakış açısına sahip olabiliyoruz.
Bu atasözü, aslında bu bakış açısını değiştirmemiz gerektiğini söylüyor. Bir insanın gücü, farklılıklara duyduğu saygıda yatar. Farklı insanları, farklı düşünceleri ve yaşam biçimlerini kabul etmek, toplumun gücünü artırır. O akşam, o yabancı uyruklu gruptan korkmak yerine, saygı duymayı tercih etseydim, belki de o anı daha farklı bir şekilde deneyimleyebilirdim.
Sosyal Adalet: Güçlü Bir Toplumun Temeli
Sosyal adalet, toplumun her bireyinin eşit haklara sahip olduğu bir sistemin temellerini atar. Fakat, bu adaletin sağlanması için her bireye ve gruba saygı duymak gerekir. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği, ırkçılık ve sosyal sınıf ayrımları, toplumsal adaletin önündeki en büyük engellerdir. Bu engelleri aşmak, toplumsal yapıyı daha güçlü kılacak bir adım olacaktır.
Bir sivil toplum kuruluşunda çalışıyorum ve her gün çeşitli gruplar ile etkileşimde bulunuyorum. Özellikle dezavantajlı gruplarla yapılan çalışmalar, toplumsal adaletin gerekliliğini gözler önüne seriyor. Bir gün, bir kadın girişimci ile yaptığım görüşmede, kendisinin nasıl erkek egemen bir toplumda iş kurmaya çalışırken saygı eksikliğinden ve fırsat eşitsizliğinden muzdarip olduğunu anlattı. O an, yine Çin atasözündeki saygı kavramı devreye girdi. Eğer ona saygı gösterilseydi, belki de o kadın daha kolay bir şekilde işini kurabilirdi.
Toplumsal adaletin sağlanması için, tüm gruplara eşit fırsatlar sunmak gerektiğini bir kez daha fark ettim. Bir toplumun gücü, zayıf gördüğü insanları dışlamaktan değil, onları kucaklamaktan gelir. Herkesin sesinin duyulması gerektiğini anlamak, toplumsal yapıyı adaletli kılmak için gerekli olan en önemli ilkedir.
Sonuç Olarak
“Bir insanın gücü, başkalarına duyduğu saygıda yatar” sözünün toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adaletle olan ilişkisini incelediğimizde, aslında oldukça derin bir mesaj verdiğini fark ediyoruz. Saygı, sadece birbirimize karşı duyduğumuz basit bir anlayış değil, aynı zamanda güçlü bir toplum yaratmanın temelidir. Toplumların, kadınlara, farklı ırklara ve tüm kimliklere saygı göstermesi, aslında daha adil ve güçlü bir dünyaya kapı açacaktır.
Her gün sokakta, işyerinde ya da toplu taşımada gözlemlediğimiz davranışlar, bu saygının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Eğer toplumsal eşitlik ve adalet istiyorsak, bunun başlangıcı saygıdan geçiyor. Unutmayalım ki, “Bir insanın gücü, başkalarına duyduğu saygıda yatar.”