Kendini Yiyip Bitirmek Deyimi Ne Demek?
Bursa’da yaşıyorum ve her gün iş hayatının koşuşturması içinde, bazen “kendimi yiyip bitireceğim” diye düşündüğüm anlar oluyor. Yani bu deyimi hayatımda o kadar çok duyuyorum ki, bir süre sonra aslında ne anlama geldiğini gerçekten merak ettim. “Kendini yiyip bitirmek” deyimi, aslında birinin kendisini aşırı şekilde, duygusal veya fiziksel olarak tüketmesi anlamına geliyor. Ancak bu deyim, sadece Türkiye’de değil, başka kültürlerde de benzer şekilde kullanılıyor mu? Merak ettim ve hem yerel hem de küresel açıdan bu deyimi keşfetmeye karar verdim.
Türkiye’de “Kendini Yiyip Bitirmek” Deyimi
Türkiye’de, özellikle büyük şehirlerde çalışan gençler olarak, bazen işlerin yoğunluğu, hayatın hızla akması ve başarıya duyulan baskı ile kendimizi “yiyip bitirdiğimizi” hissediyoruz. İş yerinde uzun saatler çalışmak, ailevi sorumluluklar, sosyal hayatın gereklilikleri derken, fiziksel ve ruhsal olarak tükenmiş hissediyoruz. Bu noktada, “kendini yiyip bitirmek” deyimi tam olarak bu durumu tanımlıyor. Hem psikolojik hem de fiziksel olarak aşırı strese girip tükenmişlik hissi yaşamak.
Özellikle son yıllarda, pandemi sonrası dönemde, iş hayatının dijitalleşmesiyle birlikte “kendini yiyip bitirmek” deyimi daha fazla kullanılır oldu. Evden çalışma, zaman zaman iş ve özel hayatın karışması, sürekli bir şeyler yetiştirme telaşı… Bunların hepsi bu deyimi günlük yaşamda sürekli kullanmamıza yol açtı. İnsanlar, daha önce sadece iş yerlerinde yaşadıkları stresin şimdi her an her yerde onların peşinden gelmesiyle birlikte, bu deyimi daha sık dile getiriyorlar.
Birçok genç, daha iyi bir yaşam standardına ulaşma arzusuyla, sürekli olarak kendini “yiyor ve bitiriyor”. Çünkü Türkiye’deki çoğu insan, özellikle gençler, “daha çok çalışarak daha iyi olacağına” inanıyor. Sonunda da bu inanç, hem bedensel hem de ruhsal tükenmişlik ile sonuçlanıyor. Bir bakıma bu deyim, toplumda artan iş baskısının bir yansıması gibi.
Küresel Perspektiften Bakınca: Kendini Yiyip Bitirmek
Şimdi de global bir bakış açısıyla bakalım. Dünyanın farklı köylerinden, kasabalarından ve şehirlerinden, “kendini yiyip bitirmek” deyiminin karşılıkları var mı? Örneğin, Amerika’da “burning out” (tükenmek) terimi, psikolojik anlamda kendini tüketme durumunu anlatmak için çok yaygın. “Burnout” kelimesi, özellikle iş hayatında sürekli bir stres ve yoğun tempoda çalışmanın sonucunda fiziksel ve zihinsel tükenmişlik yaşama durumunu ifade eder.
Özellikle Silicon Valley gibi teknoloji odaklı şehirlerde, çalışanlar arasında bu kavram neredeyse bir “halk diline” dönüşmüş durumda. Bir yazılım geliştirici, bir grafik tasarımcı, ya da hatta bir reklamcı, yoğun çalışma saatleri yüzünden kendisini “yiyip bitirebilir”. Burada önemli olan nokta, bu tür toplumlarda, sürekli olarak daha fazla üretmek ve daha çok kazanmak için yapılan sürekli çaba. Tıpkı Türkiye’de olduğu gibi, iş hayatı sürekli bir yarışa dönüşüyor ve sonunda insanlar, kişisel sağlığı ve ruh hali pahasına sürekli “daha fazla” yapmak istiyor.
Özellikle Japonya’da, “karoshi” terimi var. Bu kelime, aşırı çalışma yüzünden ölüm anlamına geliyor. Yani, Japonya’da iş yoğunluğu o kadar arttı ki, çalışanların bazen fiziksel olarak tükenip hayatlarını kaybetmeleri bile söz konusu olabiliyor. Bu, “kendini yiyip bitirmek” deyiminin ekstrem bir örneği gibi görünüyor. Aşırı çalışmanın insan sağlığı üzerindeki etkilerini, başka bir kültürde nasıl anlamlandırdığını görmek oldukça çarpıcı.
Kendini Yiyip Bitirmek ve Kültürel Farklar
Kültürler arasında bir fark var mı? Tabii ki var. Türkiye’de “kendini yiyip bitirmek” deyimi, genellikle kişisel hedeflere ulaşmak için yapılan aşırı çaba ile bağdaştırılıyor. İş hayatında sürekli olarak verimli olma ve başarılı olma baskısı, özellikle gençler arasında oldukça yaygın. Küresel düzeyde ise, bu durum bazen daha sistemik ve yapısal bir hal alabiliyor. Örneğin, ABD’de iş dünyasında kendini “yapacak bir şey yok, her şey iş” mantığı çok yaygınken, Avrupa’da tatil ve kişisel zaman daha çok ön planda tutuluyor. Ancak Avrupa’da da son yıllarda “tükenmişlik” kelimesi, iş ve hayat dengesi kurma noktasında önemli bir yer tutuyor.
Japonya örneği ise çok farklı bir yerde duruyor. Japonya’da, çalışanlar “işine aşık olmak” anlayışını kültürel olarak benimsiyorlar. Ancak bu aşırı bağlılık, aşırı çalışmayı ve sonucunda “tükenmeyi” beraberinde getiriyor. Yani Japonya’da kendini yiyip bitirmek, bazen literal anlamda hayatı tehdit edebilecek kadar ciddi olabiliyor.
Sonuç: Kendini Yiyip Bitirmek Deyimi Hakkında Düşünceler
Sonuçta, “kendini yiyip bitirmek” deyimi, sadece Türkçeye özgü bir kavram değil. Küresel ölçekte benzer biçimlerde kendini tüketmek, iş hayatında aşırı çalışmak ya da kişisel hedefler uğruna bedensel ve ruhsal sağlığı ihmal etmek, dünyanın dört bir yanında karşımıza çıkıyor. Bu deyim, bir yandan toplumların aşırı başarı odaklı yapısını gösteriyor, diğer yandan da bireylerin, bazen kendilerini fark etmeden nasıl tüketebildiklerini anlatıyor.
Bir yerel çalışan olarak, bu durumla sürekli yüzleşmemiz gerekiyor. Belki de daha dengeli bir yaşam için, kişisel sınırları çizmek, iş ile özel hayatı ayırmak ve sağlığı ön planda tutmak çok daha önemli hale geliyor. Kendini yiyip bitirmek, aslında sadece bir deyim değil, hayatın bir parçası haline gelmiş bir uyarı niteliği taşıyor.